
Yazdım. Sildim. Yazdım. Sildim. Çünkü bilmiyorum Nazım’ı nasıl anlatmalı.. İdeolojisinden mi bahsetmeliyim yoksa insanlığından mı? Şiirlerini katmayacağım işin içine. Çok okumam Nazım’ı. Bilirim, Nazım’ı Nazım daha iyi anlatır ama ben başkalarının Nazım’ı nasıl gördüğünü okumayı severim. Nazım’ın gözünden aşk, sevgi, vatan, direniş, hayat nasıldır bilmem yani.
Nazım der ki ‘Ben bir dahi değilim fakat iyi bir sanatkarım ve bunu her şeyden önce ideolojime borçluyum.’ O zaman Nazım’ı anlayabilmek için önce Nazım’ın ideolojisini anlamak mı gerekli? Her ne kadar ‘ben, Türk şairi komünist Nazım Hikmet ben’ diyerek ideolojisine vurgu yapsa da aslında Nazım ideolojilerin insanı insanlıktan çıkaran o vicdansızlaştırma eylemine hiç dahil olmamış biri. En azından ben böyle düşünürüm.
Yıllar önce okuduğum bir kitapta hiç beklemediğim bir noktada garip bir şekilde karşıma çıktı Nazım. Ve o gün karar vermiştim asla vatan haini olamayacağına. İnsanı seven, sayan biri vatan haini olamazdı:
-Afyon’dan, oluşturdukları vahim durumlar nedeniyle Bursa Cezaevine gönderilen bir grup cinayet sorumlusu, ki bunlar Türkiye’nin pek çok pisliğinden haberdar bireyler, cezaevinin sorumlu bir kişisi tarafından cezaevinin tüm pisliğinin akıtıldığı lağımına atılır. 8 saatin ardından oradan çıkarılırlar ve üstleri temizlenir. Kimisinin boyu kısa olduğu için tüm pisliği yutmuştur ve kusmaya başlarlar. Üzerlerindeki pislik temizlenir. Ardından bir tarafı demir parmaklıkla kapatılmış bir hücreye alınırlar. Lağıma atılanlar arasında bayılanlar olur, kusanlar vs. Birçok mahkum onları görür ama hiçbir şekilde yardım etmez. Çünkü kim oldukları, neden burada olduklarını bilirler.-
‘’ Demir parmaklıklara dayanıp var gücümle bağırdım:
-Bir maşrapa su verin bari, Allahsızlar!
Arkamdan da idamlık Koca Mustafa bağırdı:
-Ulan ! Sizin hepinizin dinini, kitabını… Alın lan, gelin alın canımızı!
Tam o sırada, ilerden, asker bozması kaputtan bir paltoyu omuzlarına atmış, saçları karmakarışık, gözleri çakmak çakmak, dev gibi bir adam, demir parmaklıkların önüne geldi. Demir parmaklıklara tutunup içeriye baktı. Yerde yatanları gördü. Bizim halimize baktı, sonra hiç ses çıkarmadan koşarak gitti. Biraz sonra elinde bir testi ve bir bardak ile geri geldi. Testinin parmaklıklar arasından girmesine imkan yoktu. O da bardağa su doldurup içeri uzattı. (…)
‘Sağ ol abi’ dedim o dev gibi adama, ‘sağol Allah razı olsun.’ O bir şey demeden cebinden yeşil renkli bir sigara paketi çıkarıp içinden üç tane kendine ayırdı, gerisini bize verdi. (…)
‘Geçmiş olsun ağalar’ dedi, o dev gibi adam. ‘Geçmiş olsun, gene görüşürüz.’
Arkasını döndü gitti. Ben arkasından öyle bakıyordum. Tam o sırada bir mahkum geçiyordu. Bağırdım:
-Baksana arkadaş, şu giden adam kim?
Mahkum, o dev gibi adamın arkasından baktı:
-O mu? Şairdir, yazardır, tarihçidir. Aynı zamanda da vatan hainidir.
Mosmor oldum,titremeye başladım, ağzımdan salyalar akıyordu:
-Adı ne lan?
Adam korktu, hızlı adımlarla uzaklaşırken arkasına dönüp bağırdı:
-Nazım Hikmet. Komünist Nazım Hikmet !
Ben de arkasından avazım çıktığı kadar bağırdım:
-Ulan puşt! Hiçbirinizin kıçı sıkmadı bize bir yudum su vermeye. O verdi de onun için mi vatan haini oldu? Ben buradan çıkarım, sana da bunun hesabını sorarım.’’
-Bir maşrapa su verin bari, Allahsızlar!
Arkamdan da idamlık Koca Mustafa bağırdı:
-Ulan ! Sizin hepinizin dinini, kitabını… Alın lan, gelin alın canımızı!
Tam o sırada, ilerden, asker bozması kaputtan bir paltoyu omuzlarına atmış, saçları karmakarışık, gözleri çakmak çakmak, dev gibi bir adam, demir parmaklıkların önüne geldi. Demir parmaklıklara tutunup içeriye baktı. Yerde yatanları gördü. Bizim halimize baktı, sonra hiç ses çıkarmadan koşarak gitti. Biraz sonra elinde bir testi ve bir bardak ile geri geldi. Testinin parmaklıklar arasından girmesine imkan yoktu. O da bardağa su doldurup içeri uzattı. (…)
‘Sağ ol abi’ dedim o dev gibi adama, ‘sağol Allah razı olsun.’ O bir şey demeden cebinden yeşil renkli bir sigara paketi çıkarıp içinden üç tane kendine ayırdı, gerisini bize verdi. (…)
‘Geçmiş olsun ağalar’ dedi, o dev gibi adam. ‘Geçmiş olsun, gene görüşürüz.’
Arkasını döndü gitti. Ben arkasından öyle bakıyordum. Tam o sırada bir mahkum geçiyordu. Bağırdım:
-Baksana arkadaş, şu giden adam kim?
Mahkum, o dev gibi adamın arkasından baktı:
-O mu? Şairdir, yazardır, tarihçidir. Aynı zamanda da vatan hainidir.
Mosmor oldum,titremeye başladım, ağzımdan salyalar akıyordu:
-Adı ne lan?
Adam korktu, hızlı adımlarla uzaklaşırken arkasına dönüp bağırdı:
-Nazım Hikmet. Komünist Nazım Hikmet !
Ben de arkasından avazım çıktığı kadar bağırdım:
-Ulan puşt! Hiçbirinizin kıçı sıkmadı bize bir yudum su vermeye. O verdi de onun için mi vatan haini oldu? Ben buradan çıkarım, sana da bunun hesabını sorarım.’’
Bir ideolojinin büyük temsilcilerinden olmasına rağmen ideolojilere yenilmeyen bir insan Onun için Nazım’ın insanlığı benim için hep önde gelmiştir. İçinde bulunduğunuz toplum Nazım’ı sevmenize sebep olmak istemez pek. Çünkü Nazım’koyun yaratma’ eyleminin baş karşıtlarındandır.
Yargılanması gereken Nazım mıydı bilmiyorum? Ya da birileri yargılanmalı mıydı illa TKP üyesi olduğu için? Yazık. Evet yazık, çünkü siyasi görüşleri nedeniyle büyük bir sanatçısını vatan haini ilan eden bir ülkede yaşıyoruz. Ve şu anki halinize baktığınızda da değişen hiçbir şey yok. Aydınlarınızı hala yargılıyorlar. Çünkü örgütleyen, düşünen bireyler hiçbir zaman devletlerin işine gelmez.
Neyse, Nazım diyorduk. İnsanlık diyorduk.
Bir ara Roni bir köşe yazısında Necip Fazıl adının belirli yerlere verilmesini eleştiriyordu. Irkçı tavır sergileyen bir bireyin adı nasıl oluyordu da bir sanat merkezine ya da bir yere verilebiliyordu, bunu yargılıyordu Roni. İlla ki verilecekse Nazım gibilerin adı verilmeliydi ona göre. Evet, haklıydı. Madem ki ‘birlik beraberlik içinde olmalı’ ilkesini benimsemiş insanlardık, olması gereken buydu. Fakat Roni’nin aldığı tepkiler toplumun henüz buna dahi hazır olmadığını yeterince göstermekteydi.
Falan filan. Yazıyı bitiresim tuttu. Bir şiirle ama.
-uyarına gelirse
Tepemde bir de çınar-
Demişti on yıl önce
Demek ki on yıl sonra
Demek ki sabah sabah
Demek ki -manda gönü-
Demek ki –şile bezi-
Demek ki –yeşil biber-
Bir de memet’in yüzü
Bir de güzel istanbul
Bir de –saman sarısı-
Bir de özlem kırmızısı
Demek ki göçtü usta
Kaldı yürek sızısı
Geride kalanlara
-uyarına gelirse
Tepemde bir de çınar-
Demişti on yıl önce
Demek ki on yıl sonra
Demek ki sabah sabah
Demek ki -manda gönü-
Demek ki –şile bezi-
Demek ki –yeşil biber-
Bir de memet’in yüzü
Bir de güzel istanbul
Bir de –saman sarısı-
Bir de özlem kırmızısı
Demek ki göçtü usta
Kaldı yürek sızısı
Geride kalanlara
0 yorum:
Yorum Gönder